22 Eylül 2012 Cumartesi
Fikirtepe
Söküklerini dikerim
Geçmiş zaman elbiselerinin
Tahta bir sebze kasasının üstünde
Bir pazar yerinde
Kadıköy sahilindeysen
Kıyıdaki minibüs şoförlerinden birini
Hani kemerinden sarkan anahtarlığında
Hani sandık anahtarının yanında
Yani tahtakurusu kokan kıyafetlerle dolan ceviz sandığının anahtarının yanında
Her zaman tırnak makasını taşıyan
Ve zaman zaman
Yani yolcuyla dolan minibüsünün aynalı kapısının yanında
Parmaklarının nasırlarını kesen şoförü bul
Ve de
“Çek Fikirtepe’ye!”
Üç kişi bir tl’ye
Koltuklar cevap versin: “Dillerdesin”
Radyodaki şarkı Maçkalı’ya gitsin
O pazar yerinde beni görmeden önce
Kasketiyle V. Dayı vardır, oturamaz bir türlü
Bir kasa üstünde
Koltuğunun altına sıkıştırdığı tavuğunu
Zapt etme derdinde
Hani tavuk da tüylerini kaybetme telaşı içinde
Yani tavuk da saklama derdinde kendini anlayacağın
Yılbaşı arifesinin yere göğe saçılmış zenginliğinde
Çek Fikirtepe’ye
Şoför cevap versin: “Dikin- meye
Kendini örtbas etmek derdindeysen
Ya da gözlerine birikmiş bir parmak tozu silme
Bir erkek çocuk, babasıyla, giydirilmiş bebekler satmakta
Gelecekteki eşlerinden birine
Sarışını, esmeri,kumralı,örülü saçlarıyla, pırıldayan naylon saçlarıyla
Hepsi gülümsemekte
Ve babası paranın “r”sini söyleyememekte
Al sana dişleri kırık bir fermuar ve 10 tanesi 1 liradan düğmeler
Şimdi topukları çatlamış gelinin tezgah altındaki ayakkabıları
R. ninenin solmuş seccadesi
Pazarın kıblesine işaret etmekte
Delikanlı hutbesini vermede pazardaki nazendelere
“Hey Allah’ım ne güzeller yaratmış!
Gel abla abi tüm tüller 1 liraya!”
Bir,bir,bir
Alı moru şifonu yanardöneri
Hepsi bir
Al alabildiğin kadar
Hepsi kir
Sarın sarınabildiğin kadar
Kaç kaçabildiğin kadar vücudundan
Ne de olsa sökükleri dikilmez
Eskimiş bir benliğin
Yine de sana düşen
Kadıköy sahilindeysen
Kıyıdaki minibüs şoförlerinden birini
Cebinde her zaman tırnak makasını taşıyan
Ve zaman zaman
Parmaklarının nasırlarını kesen şoförü bulup
Demektir
Çek Fikirtepe’ye
Koltuklar cevap versin: “Dillerdesin”
Radyodaki şarkı Maçkalı’ya gitsin
01.01.2010
Bir Kedinin 3 Mevsim Güncesi
Islak tüylerinin üzerinde pürüzlü dilinin izi
Bir sonbahar yaprağı gelip üzerine konuvermesin mi!
Haklısın yavaşça gözlerini yummakta
Ve hiç bir şey olmamış gibi davranmakta
Sere serpe uzanarak
Koca bir mevsimin cesedini taşımak kolay değil
Ah zavallı kedi!
Kış geldiğinde tüylerin yine ıslanacak
Fakat bu kez yaprakların çürümüş bedenini
Su birikintileri taşıyacak
Sana da İlkbaharda
Yeni çıkan erguvan rengi yaprakların altında
Sevişmek kalacak
Ah seni gidi seni!
12.11.2009
Salçalı Şiirler
Muhabbet Kuşlu Salça 1
yoğun bir
muhabbet kuşu kokusu sinmiş bileklerindeki çizgilere
ötesini
bilmiyorum faniliğime ver
salça
bulaşığı ılık ve henüz pul pul atmamış
ayaklarına
düşmüş çekirdekler gibi kuru sarsamış
karasinek
konmuş batık tırnağına
ellerini
ovuşturuyor her daim
güzel bir
gün olacak belli diyor,korkuyorum
otesini
bilmiyorum faniliğime ver
umut edenler
çürürdü hani
hani gök
ağarırken safi içini dökemezdin mavinin alına alın moruna
inanamamıştım
zaten hiçbir vakit
karasineğin
haksız çıkabileceğine
halbuki
şimdi kirpiklerim kıvrılıp düşüyor tek tek ağır nazarı
bileklerindeki
kuşlar çoktan havalanmış
kanatlarındaki
salçalar demlenir rüzgarla her dolduklarında keten keseleri
mavisi ala
alı mora dönmüş semanın
biz
çırpındıkça demlenmek bir yana ıslak avuçlarımızdaki domatların
çürükleriyle
muhataptık daim
burnun
uyuşurdu kokusu ele verecek diye hissedemezdin çünkü
ötesini
bilmiyorum faniliğime ver
faniler
salça sıkmasına sıkarlar amma
Allahtır onu
ekmeküstü süren
üzerinde
kekik ve bir dal fesleğen
aklında
biber ve patlıcan çizme tasavvuru
ol karnımızı
doyurmak için
kışa
ötesini
bilmiyorum faniliğime ver
Telveli Salça 2
keşke
okumaklığını bileydik
babanne telvelerinde
sivrilen geyik boynuzlarının
ve tavus kuşlarının toza bulanmış
kuyruklarındaki renklerin
ne demeye olduklarını
ki fincanda iki
küçük şeker hapının tadımı olan gururumuzu
ocağa taşan
köpüğün kaymağında kurumaya
bırakmayaydık
Gururum
kendime azar çekemediğinin iç patılması
boy boy cam
şişeler ve teneke kapakları
Varlık
olabilme umudum gururum
çamurlu pantolonum
bacağı sökülmüş iplik iplik lacivert
Varlığa
karışarak hiçleşme umudum
kadife
çiçeklerin haşeresini toplarken
kendimde tükenerek gidermeyi umduğum
keşke
okumaklığını bileydik
ütopya
olduğunu, umursamazlığa iz düşümünü sabrın
bilinçle
işlenen günahların şuur olsa yanlış olur mu hiç gülmekliğini bileydik
keşke
okumaklığını bileydik
babannelerin
telvelerinde sivrilen geyiklerin boynuzlarının
ve tavus kuşlarının uzun kuyruklarındaki
renklerin ne demeye olduklarını
ki yosunlara
sarıp sarmalanmış kurbağaların okunmuş suyuyla sulanmış da
kına kokmuş bir kasa ezik domates gururumuzu
henüz
karılmamış ve dile çalınmamış kurumaya bırakaydık
Gururum
kendime azar çekemediğinin iç patılması
boy boy cam
şişeler ve teneke kapakları
aralarında
domates kuruları tırnaklarını demir makasla kesmez sev diyeceğin
eğer
ellerin bir dem salça sıkmadıysa
henüz
karılmamış
ve dile
çalınmamış
Meyvelerin en taze kısımlarının geyik ısırığından sonra bir daha çıkmayacağı üzerine ihtarname
Meyvelerin en taze
kısımlarının geyik ısırığından sonra bir daha çıkmayacağı üzerine ihtarname
Ne kadar çabalasan da
Varırsın aynı teraneye.
Tümdengelimin canı cehenneme.
İnanmak: idealist
Koyunun burnundan üflenen nefes
İdealist: kinik
Taştan tuvalet
Kinik: nihilist
Ağzı zehirli geyik
Nihilist: idealist mükemmellik
Susuz domates yetiştirmek
İdealist: tekrar inanabilmek için yitik
Sabunlu çaputla siliniz
Hal bu ki tümdengelimin canı cehenneme.
Yerde serili tarhanayı keskin sidik kokusu dalgalandırırken,
Ne kadar çabalasan da
Aynı terane.
Mandalların sevilmeyeceğini de kim çıkardı?
Bak, belediye hoperlörü sela veriyor pazar yerinde.
Hal bu ki yerde serili tarhanayı keskin sidik kokusu
dalgalandırırken
Şeytan çarpar, ki bilir
şeytan, ki aşık olmak kovulmak
kovulmak ki, nefret getirir, nefret ki daha sevdirir
sen hiç korkma üçüncü derece deri yanığından
Zaten sende inanmak eksik.
Ne kadar çabalasan da
Varırsın aynı teraneye.
Tümdengelimin canı cehenneme
Ki merhem,
Mahremdir.
İnsanın kendini değiştirecek cesareti yoksa başkalarını da
değiştirmeye uğraşmamalı, boşuna.
Keşke anlatabildiklerimiz bildiklerimiz kadar, bildiklerimiz
de yaşayabildiklerimiz kadar olaydı.
O zaman insanın içini kemiren şu huzursuzluk, bilip de işlememenin,
işlemekten korkmanın idrakiyle gelen güven katliamı bizi eli kanlı katillere
dönüştürmezdi.
Dahası başkalarına ne yapmaları gerektiğini söylerken, öğüt
verirken ya da en azından destek olmaya çalışırken içten içe kendimize
acımazdık, içten içe sözlerimizle kavgaya tutuşmazdık.
Evet, insanın en büyük trajedisi farkına vardıklarını amele
dönüştürmeye takatinin olmadığını anladığı anları yaşamakla yükümlü olması. Ne
kadar öğrenirsen öğren, ne kadar doğrularsan doğrula kafandaki bilgi
kalabalığını, onları kendileri gibi oldukları gibi hayata geçiremiyorsun. İş
yaratmaya, yansıtmaya gelince bilinmeyen bir alana haydi doğuruver bakalım
diyince beynin, nutkun tutuluyor, kasılmaların boşa gidiyor, su patladığıyla
kalıyor.
İşte bu yüzden bazıları bilgileri, görgüleri, “kültür”leri
arttıkça, zihinlerini kavramlarla doldurdukça, başkalarını kışkırtma sevdasına
kapılıyorlar.
Çünkü bildiklerini ancak karşıdan gelen tepkilerle var
edebileceklerini anlıyorlar. Sataşarak, tepkilerin üzerinden yükselterek
ifadelerini. Bu yüzden arası kavramlarla
akımlarla azıcık da taşlamayla iyi fakat yaratmakta korkak olanlar
eleştirmenliklerinin hakkını fazlasıyla veriyorlar. Çünkü kendini eleştirmekten
aciz olanlar ancak bunu göze alabiliyorlar. Kendiyle derdi olanlar ise karşıyı
dürtükleyip durmuyorlar. Etkileri de kendilerine, tepkileri de, eleştirileri
de, bilgisi de. Boşa çekilen doğum sancılarına ve tüm huzursuzluklarına rağmen.
Kendi kendilerine.
Sanki ben de bildiğimden yazdım tüm bunları. Sancılarımdan
dostlar, beni kendimden geçiren sancılardan. Şuurum yerindeyken de acı
çekebilme ihtimaline kani olabilecek miyim acaba?
Sahada karşılaşmalar
Bana öyle yenilgiler ver ki uğruma saha yakanlar olmasın
Berbere gidelim birlikte ama saçlarıma dokunmasın
Usturasını bilemeyenler.
Vuslatımız da kesretimiz de yenilgiler ki uğrumuza ağıt
yakanlar olmasın
Bir çay bahçesine gidelim, küçük hasır tabureler, hafif yana
yatmış
Küllüğünde belli sigara kokusu, sen bakma yüzüme, bakama
Saçların çirkin, böyle olmasını sevmiyorum de
Berbere gidelim birlikte ama saçlarıma dokunmasın
Çirkine nazar edemeyenler.
Ben sana dümdüz yürü diyeyim, hani bana aldığın bir külah leblebicinin
yanından yürü
Sen bana öfkelen, çoktan unuttum orayı de, böyle tarif
edilmez de
Yerime yönüme yazıklar eyle
Bana öyle acılar ver ki uğruna gözyaşım akmasın
6 Haziran 2012 Çarşamba
Ceviz ağacının sinekleri ısırıyordu bileklerini göğün
sancısı başladığında
Damenindeki toprağı silkeliyordu Gaia neşterin ucu
tutuştuğunda, neşterden damlayan kör nem
Alev alevdi başladığında sancısı göğün ve
Daldı bıçak rahmine ansız, ifşa oldu çilehanenin yıkıntıları
arasında bir spot lambası ve yanında duş başlığı, eskicinin nafakası, rahmin
duvarında asılı
Daldı bıçak hanesine penceresinden alelacele, demirlerine
çarpıp, çınlayıp çırpınıp ,
pervaza asılmış halbuki içi dışı,adı,sanı,arı, kurumadılar
gök sancılı, neşterden damlayan kör nem şımşırık etti eşyaları
Sokak ortası
kör çeşmenin başında, yerinden sökülmüş bir
küvet bu alem küflü paslı, Gaianın düşük yapmışı,
giderine dolanan saç telleri
kronosun, kurumadı, gök sancılı, neşterden damlayan al nem tıkadı yolları
Tüylerim kırmızı, bacak aralarım,
başım kırmızı, tıpalı göğüslerimin süt dolu içi dışı
Çek tıpamın zincirini, aksın sütümün kaymağı toprağının
arıklarında, uçuşsun sinekler çamurunun kaynağında, yeşersin ceviz ağacı
Ki bağla beni gövdesine,açsın
kırmızı gülleri farlarının, yollara düşende
takılıp kalan saçlarımın, telinde inleyen ah eden, bülbül misali kornasına yüklenen kronosun
delsin benzin deposunu boynuzlarım, al sürülmüş
boynuzlarım, törpülensin kaportanın levmiyle, sunağım en pahalı kuaförhane, Kronos, türbene halel gelmesin kır kepçemin tırnaklarını
Ya hu
Kes canımın ipliğini, yak göğsüm uçlarını, göğüslerimin süt
dolu içi dışı, isle beyazını, gülün beyazındaki kiri kazı
Kronos eydir: kazıdım kiri beyazındaki gülün
Girdi parmağıma dikeni gülün
Neşterin ucu alev alev neşterden damlayan kör nem deşemez
parmağımdaki dikeni gülün
Acımayacak ağlama Kronos, su sızar yoksa kanatlarından göğün
martılarının
Ağlarsan parmak uçları ıslanır martıların. Ahhhhhhhhh
Yağmur başladı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)